Ana Sayfa Köşe Yazıları, Yazarlar 13.03.2026 23 Görüntüleme

“Ölüm Vadisi”: Hürmüz ve Hark Denklemi

Ortadoğu yeniden dünyanın en kırılgan jeopolitik hattına dönüşmüş durumda. Haritaya bakıldığında küçücük görünen fakat küresel ekonomi üzerinde devasa etkiler yaratabilecek bir nokta öne çıkıyor: Hark Adası. İran’ın Basra Körfezi’ndeki bu küçük ada, yalnızca bir enerji terminali değil; aynı zamanda savaşın kaderini etkileyebilecek stratejik bir düğüm noktası.

Hark Adası, İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının yüklenip dünyaya gönderildiği merkez konumunda. Bu nedenle ada, İran ekonomisi açısından hayati bir damar işlevi görüyor. ABD ve İsrail’in askeri kapasitesi düşünüldüğünde bu tesisi vurmak teknik olarak zor değil. Ancak böyle bir saldırı yalnızca İran’ı değil, küresel enerji sistemini de doğrudan sarsabilecek zincirleme bir etki yaratma potansiyeli taşıyor. Günlük yaklaşık 7 milyon varile yaklaşan yükleme kapasitesinin devre dışı kalması, uluslararası petrol piyasasında ani bir şok yaratabilir. Enerji fiyatlarının kısa sürede dramatik biçimde yükselmesi, özellikle Batı ekonomilerinde enflasyon baskısını yeniden kontrolden çıkabilecek seviyelere taşıyabilir.

Bu denklemde ikinci kritik unsur, Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan Hürmüz Boğazı. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu dar geçitten geçiyor. İran yönetimi yıllardır Hark Adası’na yönelik doğrudan bir saldırının Hürmüz’ün tamamen kapatılmasıyla karşılık bulacağını açıkça dile getiriyor. Böyle bir senaryoda enerji arzı ciddi biçimde sekteye uğrayabilir ve küresel piyasalarda zincirleme krizler yaşanabilir. Bu nedenle Hark’a yönelik herhangi bir askeri hamle, yalnızca askeri bir operasyon değil, aynı zamanda küresel ekonomi üzerinde yüksek riskli bir kumar anlamına geliyor.

Bölgesel güvenlik dengesi de bu hesaplamanın bir başka parçasını oluşturuyor. İran uzun süredir, kendi enerji akışının kesilmesi durumunda komşu ülkelerin enerji altyapısının da güvenli olmayacağı mesajını veriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi ülkelerin petrol tesisleri İran’ın füze menzilinde bulunuyor. Bu durum, bölgesel bir çatışmanın hızla genişleyerek enerji üretim merkezlerini hedef alan bir krize dönüşme ihtimalini güçlendiriyor.

Savaşın tarafları açısından hedefler de farklı yönlere işaret ediyor. Washington için temel amaç İran’ın nükleer programını ve balistik füze kapasitesini sınırlandırmak. Tel Aviv açısından ise İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin zayıflatılması ve İsrail’e yönelik askeri tehdidin azaltılması öncelik taşıyor. Tahran ise öncelikle rejimin varlığını korumayı ve bölgesel nüfuz alanını sürdürmeyi hedefliyor.

Bu çatışmada askeri kapasite bakımından ABD ve İsrail’in teknoloji ve hava üstünlüğü dikkat çekiyor. Buna karşın İran, merkezi olmayan ve uzun süreli yıpratma stratejileriyle savaşın maliyetini artırma kapasitesine sahip. Yemen’de Husilerin kullandığı asimetrik taktikler bu yaklaşımın bir örneği olarak görülüyor. Böyle bir strateji, doğrudan askeri zaferden ziyade rakibin ekonomik ve siyasi dayanıklılığını aşındırmayı hedefliyor.

Mart 2026 itibarıyla sahadaki hareketlilik bu hassas denklemin giderek daha karmaşık hale geldiğini gösteriyor. Hürmüz Boğazı çevresinde yoğun askeri faaliyet ve güvenlik önlemleri dikkat çekiyor. İran’ın bölgeyi deniz mayınlarıyla kapladığına dair istihbarat değerlendirmeleri, tanker trafiğinin önemli ölçüde azalmasına yol açmış durumda. ABD Donanması bazı mayın döşeme girişimlerini engellediğini açıklasa da boğazdaki risk algısı yüksek seviyede kalmaya devam ediyor.

Aynı dönemde İran’ın bölgedeki ABD askeri varlığını hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirdiği yönünde açıklamalar yapıldı. Körfez ülkelerindeki bazı askeri tesislerin bu saldırılardan etkilendiği belirtilirken, bölgesel gerilimin giderek daha geniş bir coğrafyaya yayılma riski tartışılıyor.

Sahadaki askeri operasyonlar İran içinde beklenen siyasi kırılmayı da henüz ortaya çıkarmış değil. Dış saldırılar çoğu zaman iç politik dengeleri farklı biçimde etkileyebiliyor ve toplumlarda savunma refleksini güçlendirebiliyor. Bu nedenle askeri baskının doğrudan siyasi dönüşüm yaratacağı varsayımı her zaman gerçekleşmeyebiliyor.

Bir gazeteci olarak özellikle şu hususu belirtmek gerekir: Savaşın bu aşamasında mutlak bir galip çıkması oldukça zor görünüyor. ABD, petrol fiyatlarının Batı ekonomilerini sarsmayacağı bir ateşkes formülü ararken; İsrail, nükleer tehdidin tamamen ortadan kaldırılmadan durmanın riskli olduğunu düşünüyor. Hark Adası’nın hâlâ ayakta kalmasının nedeni de bu hassas denge. Ada, Basra Körfezi’nin ortasında yalnızca bir petrol terminali değil; dünya enerji sisteminin kalbine yerleştirilmiş bir “el bombası pimi” gibi duruyor. Ona dokunmak, yalnızca bir hedefi vurmak değil, küresel enerji düzeninin tamamını sarsabilecek bir zincirleme reaksiyonu tetiklemek anlamına gelebilir.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil web sitesi kurma